Aldatıldığını öğrenen bir kişinin öfkesinin yalnızca eşine değil, ilişki yaşadığı üçüncü kişiye de yönelmesi son derece anlaşılır. Hatta hukuk bürolarında bu durumda ilk sorulan sorulardan biri genellikle şudur:
“Eşime dava açacağım ama sevgilisine de tazminat davası açabilir miyim?”
Cevap, birçok kişinin düşündüğünden farklıdır.
Kural olarak hayır.
Yargıtay, bu konuda uzun süre tartışılan farklı kararların ardından önemli bir içtihat oluşturmuştur. Buna göre bir kişinin, karşısındaki kişinin evli olduğunu bilmesine rağmen onunla ilişki yaşaması, tek başına aldatılan eşe manevi tazminat ödeme yükümlülüğü doğurmaz.
Bunun temelinde çok önemli bir hukuki ayrım vardır:
Sadakat yükümlülüğü eşler arasındadır.
Evlilik sözleşmesinin tarafı üçüncü kişi değildir. Eşlerin birbirlerine sadık kalma yükümlülüğü vardır; ancak eşlerden birinin ilişki yaşadığı üçüncü kişinin, evliliğin diğer tarafına karşı aynı sadakat yükümlülüğünün bulunduğundan söz edilemez.
Bu nedenle “Benim evli olduğumu biliyordu” veya “Eşimin evli olduğunu bile bile onunla birlikte oldu” demek, üçüncü kişiden manevi tazminat alabilmek için tek başına yeterli değildir.
Ancak burada çok önemli bir “ama” vardır.
Üçüncü kişinin davranışları yalnızca ilişki yaşamaktan ibaret değilse durum değişebilir.
Örneğin üçüncü kişi aldatılan eşe ayrıca hakaret ediyor, tehdit ediyor, özel hayatına saldırıyor, kişisel bilgilerini hukuka aykırı biçimde yayıyor veya doğrudan onun kişilik haklarını ihlal eden başka eylemlerde bulunuyorsa artık mesele yalnızca “eşimle ilişki yaşadı” meselesi değildir.
Bu durumda üçüncü kişinin kendi bağımsız hukuka aykırı eylemleri nedeniyle hukuki ve olayın niteliğine göre cezai sorumluluğu ayrıca gündeme gelebilir.
Dolayısıyla iki durumu birbirinden ayırmak gerekir:
“Eşimle birlikte oldu.”
ile
“Eşimle birlikte olmasının yanında bana karşı ayrıca hukuka aykırı bir eylem gerçekleştirdi.”
hukuken aynı şey değildir.
Aldatılan eş açısından asıl değerlendirme ise boşanma davasında yapılır. Eşlerin sadakat yükümlülüğü, boşanmadaki kusur durumu ve şartları varsa maddi-manevi tazminat talepleri burada önem kazanır.
Hukuk bazen yaşadığımız olaylara duygularımızdan farklı bir pencereden bakar.
Aldatılan kişi açısından üçüncü kişinin davranışı ne kadar ağır ve kabul edilemez görülürse görülsün, her ahlaken yanlış davranış, tek başına tazminat sorumluluğu doğuran bir hukuka aykırılık değildir.
İşte hukuk ile vicdani değerlendirme arasındaki en önemli ayrımlardan biri de tam olarak burada ortaya çıkar.















