Bir evlilik fiilen bitmiş olabilir. Aynı ev paylaşılmıyordur, duygusal bağ kopmuştur, taraflar artık bir araya gelmek istemiyordur. Ancak hukuken boşanmak, çoğu zaman evliliği bitirmekten daha zor hâle geliyor. Türkiye’de boşanma davalarının yıllarca sürmesi, sadece tarafları değil, en çok da çocukları yıpratıyor.
Peki neden?
Öncelikle çekişmeli boşanma davalarında her konu tek dosyada tartışılıyor: boşanma sebebi, kusur, velayet, nafaka, tazminat, hatta bazen mal paylaşımı. Bu kadar çok başlığın aynı anda yargılanması, davayı içinden çıkılmaz bir hâle getiriyor.
İkinci büyük sorun tanık sistemi. Tanıkların duruşmaya gelmemesi, adreslerinin bulunamaması ya da her tanık için ayrı duruşma günü verilmesi, yargılamayı aylarca uzatıyor. Bir duruşma ertelendiğinde, yeni tarih çoğu zaman 3–4 ay sonrasına veriliyor.
Bir diğer gerçek ise mahkemelerin iş yükü. Aile mahkemeleri binlerce dosyayla çalışıyor. Hâkim değişiklikleri, dosyanın baştan incelenmesine neden oluyor. Bu da süreci daha da ağırlaştırıyor.
Ancak belki de en hassas mesele çocuğun davanın merkezine yerleştirilmesi. Velayet, taraflar arasında bir güç mücadelesine dönüşebiliyor. Oysa unutulan şu: Boşanma bir yetişkin meselesidir, çocuk ise bu sürecin tarafı değil, mağdurudur.
Hukukun amacı, bitmiş bir evliliği zorla sürdürmek olmamalı. Aksine, tarafların ve çocukların en az zararla bu süreci tamamlamasını sağlamalıdır.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Bitmiş bir evliliği yıllarca sürüncemede bırakmak kime ne kazandırıyor?













