Artık dolandırıcılık kapımızı çalmıyor.
Bir mesajla geliyor, bir linkle başlıyor, tek bir “tamam” tuşuyla hayatın içine sızıyor.
Son yıllarda mahkeme dosyalarında en hızlı artan suçlardan biri bilişim dolandırıcılığı. Çünkü suçun işlendiği yer belirsiz, fail çoğu zaman görünmez, mağdur ise genellikle “nasıl kandım” sorusuyla baş başa kalıyor.
Oysa mesele saf olmak değil.
Mesele, profesyonelce kurgulanmış bir suç düzeniyle karşı karşıya olmamız.
Kargo mesajları, banka uyarıları, e-Devlet benzeri ekranlar, sahte yatırım uygulamaları, sosyal medya üzerinden kurulan güven ilişkileri… Hepsi aynı amaca hizmet ediyor: mağdurun iradesini yanıltmak.
Hukuken bilişim dolandırıcılığı, klasik dolandırıcılıktan farklıdır. Burada hile, yüz yüze değil; sistem üzerinden, algoritma ve teknoloji aracılığıyla kurulmaktadır. Fail, çoğu zaman mağdurla aynı şehirde bile değildir. Bu durum soruşturmayı zorlaştırdığı gibi, delil toplama sürecini de karmaşık hale getirir.
Ne yazık ki uygulamada sıkça şu cümleyle karşılaşıyoruz:
“Parayı kendisi göndermiş.”
Evet, mağdur parayı kendisi göndermiştir.
Ama hileyle oluşturulan bir irade, gerçek bir irade değildir.
Yargılamalarda en kritik nokta da burasıdır. Failin mağduru nasıl yönlendirdiği, hangi güven ilişkisini kurduğu, hangi teknik araçları kullandığı somut biçimde ortaya konulmalıdır. Aksi hâlde, dosyalar “basit bir hata” gibi değerlendirilmekte, adalet duygusu ciddi şekilde zedelenmektedir.
Bir diğer önemli sorun ise mağdurun psikolojisidir. Bilişim dolandırıcılığı mağdurları çoğu zaman utanç duygusuyla susar. Şikâyet etmekten çekinir, çevresine anlatamaz. Oysa suskunluk, bu suçların çoğalmasının en büyük nedenlerinden biridir.
Buradan açıkça söylemek gerekir: Bilişim dolandırıcılığı bir “dikkatsizlik suçu” değildir.
Bu, örgütlü ve bilinçli bir suçtur.
Hukuk, teknolojiyle yarışmak zorundadır. Soruşturmalar hızlanmalı, bankacılık ve dijital platformlarla iş birliği güçlendirilmeli, özellikle para transferlerinin ilk saatleri etkin şekilde değerlendirilmelidir.
Çünkü bilişim dolandırıcılığında zaman geçtikçe, sadece para değil; umut da kaybolur.
Ve belki de en önemlisi şudur: Dijital çağda adalet, klavyenin hızına yetişemiyorsa, suç hep bir adım önde olur.













