Telgraf bir zamanların en hızlı yazılı iletişim aracıydı. Gerçekten hızlıydı, hele bir de ‘yıldırım’ tarifesiyle salıverdin mi, saatlerin altında bir hızla alıcının elinde.
“Yoldayım stop, beni tren garında karşıla stop…”
Ancak, “baban hasta”, ya da; “başınıza kaya düşecek, tedbirli olun” diye yazılan telgraflar bazen; “baba size ömür” veya “kaya yerinden koptu, üç ölü, bir düzine yaralıdan” sonra okunur ki…
Adları geç gelen telgraflar olur…
Siyasetin sırtında kangren bir yaraya dönüşen ve küçük demokrasilerin nefes borusu olarak bilinen delege ağalığına neşter vurulduğu, üzerinin ‘Özel’ bir biçimde kapatıldığını yazan telgrafı elime aldığımda; çok geçti, geç gelmişti telgraf. CHP üyeleri yıllarca, “Sen beni seç, ben seni seçeyim” döngüsünün arasına sıkışıp ezildi. Ağalar akşamdan listelendiler ve gün doğmadan yola çıktılar.
Seçmene de tıpış tıpış sandığa gitmesi için tel çekildi. Biz, “yapmayın, bu yöntem yanlış” dedikçe, önümüze anket sonuçlarını, eğilim tutanaklarını ve siyaseti kokladığını sanan eyyamcıların kehanetlerini attılar. Oysa iş çok basitti. Üyeler seçecekti, kim seçilmek istiyorsa üyenin önünde boy ölçüsü verecekti. Olmadı. Şimdi “yeni” partinin eski bağımlıları bu yeniliği içlerine sindirirler mi?
Umarım…
Ara sıra ‘siyasi ahlak yasası’ alevi harlandırılıp söndürülüyor. İlginç ve de utanılacak bir şey. Ahlak fıtratın merkezinde, tam da kalbinde olan şeydir, eğer siyasi ahlakınızı bir yasanının bekçiliğine emanet edecekseniz…
Hanımefendiler, beyefendiler bırakın bu işleri…
Yoksa biz daha çok geciken telgraflar okuruz…















