Son dönemlerde haberlerde sıkça benzer bir cümleyle karşılaşıyoruz:
“Şüpheli, iş yerini kurşunlayarak olay yerinden kaçtı.”
Birkaç saniyelik görüntü… Bir araç yanaşıyor, silah çıkarılıyor, birkaç el ateş ediliyor ve fail uzaklaşıyor.
Peki hukuken bu olay gerçekten yalnızca “kurşunlama” mıdır?
Aslında ceza hukukunda “kurşunlama” adı altında tek ve bağımsız bir suç tipi bulunmamaktadır. Olayın nasıl gerçekleştiğine, silahın nereye doğrultulduğuna, içeride insanların bulunup bulunmadığına, failin kastına ve meydana gelen sonuca göre birden fazla suç gündeme gelebilir.
Örneğin kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak şekilde silahla ateş edilmesi, şartları oluştuğunda genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu oluşturabilir.
Ancak silah belirli bir kişiyi korkutmak amacıyla kullanılmışsa artık silahla tehdit hükümleri tartışılabilir.
Kurşunların bir eve, iş yerine veya araca isabet ederek zarar vermesi hâlinde mala zarar verme suçuna ilişkin hükümler de gündeme gelebilir.
Daha önemlisi; ateş edilen yerde bir insan bulunuyorsa ve olayın gerçekleşme biçimi kişinin yaşamına yönelen bir kastı ortaya koyuyorsa, dosyanın hukuki niteliği çok daha ağır bir noktaya ulaşabilir.
İşte bu nedenle ceza hukukunda şu cümle her zaman yeterli değildir:
“Ben kimseyi vurmak istemedim, sadece korkutmak için ateş ettim.”
Çünkü kişinin söylediği ile yaptığı eylemin ortaya koyduğu kast her zaman aynı olmayabilir.
Bir insanın bulunduğu bilinen yere, özellikle yaşam alanına doğru ateş edildiğinde; atış sayısı, mesafe, hedef alınan bölge, kullanılan silahın niteliği, mermilerin isabet noktaları ve olay öncesindeki husumet birlikte değerlendirilir.
“Öldürmek istemedim” demek tek başına hukuki nitelendirmeyi belirlemez.
Aynı şekilde silahın ruhsatsız olması hâlinde, kullanılan silah nedeniyle ayrıca 6136 sayılı Kanun kapsamında cezai sorumluluk da gündeme gelebilir.
Son yıllarda özellikle ev ve iş yeri kurşunlama olaylarının toplumda sıradan bir asayiş vakası gibi algılanması ise üzerinde durulması gereken ayrı bir meseledir.
Çünkü gece yarısı bir ailenin yaşadığı eve veya insanların çalıştığı bir iş yerine ateş etmek yalnızca duvarda birkaç mermi izi bırakmaz.
O evde yaşayan çocuğun uykusunu, o iş yerini her sabah açan insanın güven duygusunu da hedef alır.
Ceza hukukunun koruduğu değerlerden biri de insanların “Acaba bugün kapımın önünde biri silahla bekliyor mu?” korkusu yaşamadan hayatlarını sürdürebilmeleridir.
Bu nedenle “Kimseye bir şey olmadı” cümlesi, kurşunlama olaylarının ağırlığını anlatmak için yeterli değildir.
Bazen mermi kimseye isabet etmez.
Ama yarattığı korku, çoktan hedefini bulmuştur.















