Uzun zamandır beklediğimiz bereket geldi. Son yılların en yağışlı kışını yaşıyoruz. Toprağın ve barajların hasreti bitecek gibi görünüyor.
Şöyle çaydan bir yudum alıp, camdan bakarak: “hay maşallah, ver Allah’ım ver” demek güzel de…
Resmin kocamanı pek o kadar iştahlı, pek o kadar masum değil…
Biz ne zaman ki kentsoylu olduk, doğa; açlığımıza çare olan garip bir ana, tarla hobi bahçesi, yağmur ise, musluklardan akan suyun kesintiye uğramaması için barajların doluluk oranına dönüştü. Her gün çarşaf çarşaf baraj su seviye skalaları yayınlanıyor. Tüm bu varlıkların ve yoklukların arkasında duran sebepler üzerinde, gelir geçer birkaç söz dışında derinlemesine kafa yorduğumuz yok maalesef.
Neden öğünler pahalandı?
Neden su sıkıntısı çekiyoruz?
Neden sağlıklı gıda bizim için hayal oldu?
Neden yabancı üreticiyi mamur edip, yerliyi mağdur ettik?
Neden?..
Yanlış politikalar, yanlışları başka yanlışlarla düzeltmenin ağır ve tedavisi çok uzun zamanlar alacak uygulamaları.
Bu su tutmayan testiyi bir kenara bırakıp, denizlere doğru akıp giden sel yavrularıyla, kabarık dere yataklarında sürüklenen kentsoylu milletimizin artıklarına bir bakalım. Yağışlar bir yerde doğanın yüzüne yaptığımız kirli makyajın akıp gitmesine ve o masum simanın bir nebze de olsa yeniden ışıldamasına sebep olur.
Neler yok ki…
Kırık sehpa bacakları, otomobil lastikleri, buzdolabı kapakları ve dünyanın sonunun gelmesine karar verecek olan tonlarca hazreti plastik…
Hepsi kol kola yol almakta. Son durak deniz…
Bir kısmı yeniden karaya vursa da, çok büyük bir miktarı denizin eko sistemi içerisinde kral gibi yerini alıp, insanlığın yakasına yapışacağı günleri sabırla beklemeye devam edecekler.
Doğa çok sabırlı…
Çok sabırlı…
Her sabrın mutlaka bir sonu vardır…













